Spontan Bir Röportaj: Desen Halıçınarlı

Elif Seyrekbasan

desen 1

Desen Halıçınarlı, Koleksiyon’un yeni dönem stil çekimlerinde duvarlarda eserlerini gördüğümüz bir ressam. Genelde kent manzaralarını konu alan ressam bu ay kadrajımıza takılan isimlerden oldu ve daha yakından tanımak istedik. Takıntılarından, yaptıklarından, sevdiklerinden bahsettik ve Desen’in dünyasına kısa süreli bir ziyarette bulunduk. İçinden neler çıktı, neler…

Elif Seyrekbasan: Selam Desen, Nasılsın? Koleksiyon’un ilan fotoğraflarındaki gördüğümüz eserler senin imzanı taşıyordu. Biz de neler yaptığını merak ettik, peşine düştük. Önce seni tanıyalım mı?

Desen Halıçınarlı: Merhaba.  Evet, önce o ilanlar için ne kadar mutlu olduğumu söylemeden geçemeyeceğim. Ben 1983 İzmir doğumluyum; liseyi İzmir’de Güzel Sanatlar Lisesi’nde , üniversiteyi Mimar Sinan’da Resim Bölümü’nde okudum. Yine yüksek lisansımı da burada yaptım. Böyle yaşıyorum.

Processed with VSCOcam with x1 preset

Desen Halıçınarlı

E.S: Peki şimdi neler yapıyorsun?

D.H: Karaköy Nimet Han’da ufak bir atölyem var. Zamanımın büyük kısmını orada geçiriyorum. Bir de 3.5 yıldır İstanbul Teknik Üniversitesi’nde öğretim görevlisiyim. Güzel Sanatlar Bölümü’nde Gravür (Özgün Baskı) dersleri veriyorum.

desen 3

Desen’in gravür bir çalışması.

E.S: Gravür konusunda eğitim vermek nasıl bir süreçten sonra başladı?

D.H: Gravür benim çocukluğumdan beri merakımı tetikleyen bir teknikti.  Annemin arkadaşının gravür atölyesi evinin altındaydı orası bana uzay üssü gibi gelirdi. Labaratuar ortamı ve sanat aynı yerde olduğundan aklım pek almıyordu. Lisede ve özellikle üniversite elim bulaşınca kopmak mümkün olmadı. Hocam Fevzi Tüfekçi’nin ve Umut Germeç’in desteğini söylemeden geçemem. Bir gravür çalıştayı için İTÜ’deki atölyede görevli olarak çalıştım bir süre. Sonra orada zaten var olan dersleri daha da aktifleştirmek için uygun olabileceğimi düşünmüşler. Böylece serüven başladı, üç yılı geride bıraktık.

E.S: Annenin adı geçmişken, Emine Kutlu Halıçınarlı da ressam…

D.H: Evet, hem ressam hem 9 Eylül Üniversitesi’nde akademisyendir annem.

E.S:  O zaman resim senin için kaçınılmazdı zaten.

D.H: O her ne kadar müzisyen olmamı istemişse de benim ressam olmam aslında kaçınılmazdı. Boya, tuval kokan bir evde büyüdüm.

image_8

E.S: Peki, Karaköy’deki atölyede neler oluyor? Hangi sergilere hazırlanıyorsun? Nasıl işler yapıyorsun?

D.H: Karaköy’deki atölye benim mabedim diyebilirim. Bazen başka işler yüzünden gidemiyorum rüyalarıma giriyor. Gravür dışındaki yağlıboya-desen çalışmalarımı orada yapıyorum. Bir de henüz bebek sayılabilecek bir projem var.  Onun çalışmalarını orada yapıyorum. Sergi sezonu kapanmak üzere bu yaz ona ağırlık vereceğim. Şimdi hali hazırda iki karma sergide işlerim var. Birisi İstanbul Art Space’in Cityscape karması, The Marmara Pera’da. Diğeri  de İTÜ Taşkışla’da GSB’nin 30. yıl karması. Karaköy’de çok fazla sanatçı ve tasarımcı atölyesi var. Bu sezonu kapatırken hep birlikte yapmayı düşündüğümüz bir sergi projemiz var. Ama sürpriz olsun henüz netleşmedi.

E.S: Çanta projesi nedir? O da sürpriz değilse öğrenebilir miyiz?

D.H: Aslında çantalar tasarımdan çok kente resimleri yaymakla ilgili bir proje olarak başladı. Ben bir tasarımcı değilim. Hele ki bu kadar tasarımcı varken… İnsanların ellerinde gerçek tuval üzeri yağlıboya resimler taşısın istedik. Giyilebilir, taşınabilir sanattan bahsediyoruz aslında. Bir yıllık bir süreçten geçtik.  Marka ve ticaret kafası çok da hakim olamadığım bir konu olduğundan biraz emin adımlarla ilerlemeyi tercih ediyorum. Hayalim ise aramıza zaman zaman yeni sanatçılar katıp onların resimlerini de kentle ve insanla buluşturmak. Bu yaz hedefe ulaşmak üzere daha da yoğun çalışacağız. Markanın adını da not edin; Nude Artbag.

E.S: Nude Artbag projesi şahaneymiş. Nasıl malzemeler kullanıyorsunuz ondan da bahsedelim mi?

D.H: Bildiğimiz tuval bezi bildiğimiz yağlıboya ve bildiğimiz vernik. Tuval bezinden çantalar ve iPad kılıfları diktiriyoruz. Resimler aynı bizim tuvale yaptığımız muameleyi görüyor. Yaratım süreci de bu yüzden biraz uzun ve sancılı oluyor.  İnsanlar resme yaklaşsın dokunsun taşısın göstersin istiyorum. Koltuk arkası olmaktan öte çantalar oluyorlar.  Dijital de basılabilir, ama ben bunu reddediyorum.  Uzun süren o ritüeli seviyorum. Dijital baskı olarak zaten çok sayıda örnek var, Nude Artbag’te yaptığımız patenti bizde olan farklı bir proje.

desen dekupe 1

 

Nude Artbag iPad çantalarından biri.

E.S: Çantalarda da kentler mi var, tuvallerde olduğu gibi…

D.H: İşlerim de hep kent odaklı. Kentten kopamıyorum bir türlü. Tam bitiyor derken bana yeni bir şey sunuyor. Bu kentle derdim bitmedi yani.  Şimdi kent mitleri üzerine gidiyorum. Bakalım neler çıkacak ben de bilmiyorum. Benim yaptıklarımda hep kent, karga, elma oluyor. Ama okuduklarım yaşadığım yerler hep buna sebep olmalı diye düşünüyorum. Kent deyince Freud’un Fantezi Kent’i ve buna uyan İstanbul benim ilk yol gösterenim olmuştur. Yıkılmadan üst üste yığın, eski ve yeninin bir arada olduğu bir kentten bahsediyoruz.  İstanbul’un gidişatıyla ilgili pek tabii sıkıntılar içindeyim ancak ressam olmaya çabalayan biri olarak derdim bunu göstermek. Evet bir kaos var ve insanlar bazı şeyleri kaçırıyor. Düzeltemem belki, ama sunabilirim. Böyle ilerliyor. Önce çatılardan başladım ki; bunda sanırım hep teras katlarda oturmamın payı büyük.  Sonra o çatılara çıplak kadınlar oturttum, en başa döndüm Adem ve Havva’yı iliştirdim. Mit olarak yarattıkları dünyaya baktırdım onları.  Şimdi yerden yukarı bakıyorum ve kentin içine gizlenmiş mitleri ortaya koyuyorum. Sadece bizim kültürümüze ait mitlerden bahsetmiyorum. Her yerden her şeyden olabilir. Elma, Adem ve Havva’nın suçu üzerinden atarken kullandığı imgeydi benim için. Hatta o zamanki takıntımla başlayan bir elma figürü koleksiyonum var.  Karga ise hayran olduğum gizemi büyük alim bir hayvan benim için. Çok izliyor çok okuyorum, her kültürde farklı anlamları var, kuştan öte… Alim ve akıllı olduğu tartışılmaz. En çok hoşuma giden de ne biliyor musun?  insanlar kent, elma ve karga gördüklerinde beni anıyorlar. Ya elmalı bir şey hediye ediyorlar ya fotoğraf gönderiyorlar.

Processed with VSCOcam with f2 preset

E.S: Takıntılı oldukların ve resimlerin dışında neler yapıyorsun? Neler okuyorsun mesela? Son okuduğun şey üzerinden gidersek?

D.H: Hem çok sevdiğim bir yönetmen olması bir de kitabın adından zaten beni vuran Ferzan Özpetek’in İstanbul Kırmızısı kitabını okuyorum.

E.S: Peki bu okumaya hangi şarkılar eşlik ediyor?

D.H: Benim müzik yelpazem çok geniş değil ne yazık ki… Biraz tutucuyum bu konuda. Rock benim vazgeçilmezim. Her türlüsünü dinlerim. Triphop sakin günlerime eşlik ediyor. Smooth Jazz da öyle zira. Birine takılmaktansa bunların içinde dönüp duruyorum. Şimdi sosyal müzik programları ile yeni editlere de merak saldım. Onları bulup dinliyorum. Placebo, Creed, Muse, Portished, Depeche Mode, Massive Attack asla bıkmayacaklarım.

E.S: Peki sen bir ressamsın. İşlerine bakıp onu ben yapmalıydım dediğin isimler kimler?

D.H: Bu zor bir soru. Beğendiğim çok adam var doğrusu . Üreten insan sayısı da o kadar arttı ki.Plastik olarak ah onu ben yapsaydım dediğim eski ustalar, çalışma disiplinleri, aşmışlıkları, yaşam biçimleri, üretme çabaları. Hayranım ama yabancı isim verip artistlik yapmayayım. Buralardan bahsedelim mesela Temür Köran merakla işlerini beklediğim bir sanatçı. İlk aklıma gelenlerden… Bir sürü de arkadaşım var,  şimdi birini söylesem öbürü alınır. Ama heykeltıraş Çağdaş Erçelik torpil yapabileceğim bir sanatçı dostum ve çocukluk arkadaşım. Bir de tavrı ve tarzı farklı olan işler daha cazip geliyor bana belki de yapamadığım için. Mühendislik kafası gerektiren işlere bayılıyorum.

Untitled-1

Desen, Tophane’deki Pas Coffee House’un tüm tabelalarını hiçbir dijital baskı olmadan elle yazıyor. 

E.S: Son sorum gelecek projeleri olacak, ama ondan önce ‘font’lara olan tutkunu da atlamak istemiyorum…

D.H: Olur tabi. Kalem ve defter müptelası olarak yazı dan uzak durmak imkansızdı. Tipografinin tam olarak hastasıyım. Eskiden beri söylenirdi yazın güzel filan diye. O zamanlarda içime yerleşmiş bir merak ve oyalanma aracı diyelim. Biraz oynuyorum. Kulaktan kulağa yayılan bir ‘blackboard’ yazıcılığım var. (Acaba tam Türkçe tabelacı mı desek ) yine bir tanesi üzerinde çalışıyorum. Mekanlarda denk gelirsiniz belki. Aslında bu merak için tam bir hobi diyebiliriz. O kadar iyi değilim çünkü çok güzel işler yapan kaligraflar var. Son olarak projelerime gelirsek de kısa vadede bir han sergisi var. Sezon kapanışı gibi.  Seneye bir kişisel sergi için de kolları sıvadım. Bakalım…

E.S: Harika… O zaman biz de takipte kalalım. Senin yeni yaptıklarını da mobilyalarımızla bir araya getirelim. Çok teşekkür ediyoruz.

www.desendesen.com
www.facebook.com/ndartbag

Pin It

BU MAKALELER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR