Mardin, ev, yuva, merhamet…

Koleksiyon Blogger

mardinth

Mezopotamya, Eski Yunanca’da “nehirlerlerarası bölge” demek. İngilizce’de ise “Fırat ile Dicle arasındaki bölge” manasını karşılıyor. Bizim için hep “memleket” olmuş bir yer Mezopotamya. Kimi zaman “Anadolu” yerine kullanmışız, kimi zaman sadece “Fırat” yahut “Dicle” demişiz. Kızlarımızı, oğullarımızı bu isimlerle çağırmışız. Su kenarında oturup hayallere dalmışız. Uzun uzak gelen nal seslerini duymazdan gelmişiz. İçimizi o suyun ferahlığında yıkamışız, bir kere daha. Türkü yakmışız onun için, ağıdımıza da sızmış. Düğünümüzde de, taziyemizde de; ferahlığımızda da, kuraklığımızda da yanıbaşımızda durmuş Fırat’la Dicle. Mezopotamya’da ısrar etmişiz. Orada ikamet etmekte, orayı yurt bellemekte, o suyun kenarında olmakta.

1331_2_1024babil-serhas00

Mardin, bir kartal kalesi gibi bakar ovaya. Mazıdağı’nın eteğine kurulmuş, uzaktan bakıldığında hayret veren bir bir yer olarak bilgece durmuştur Mezopotamya’ya karşı. Kurulduğu sarp eteği yıllar içinde kendine benzetmiş, taşı sabırla oymuş, suya dervişçe bakmıştır. Zeytine yemin etmiştir Mardin. Nara, incire gazel okumuştur. Türküsünü eteğinin kenarından eksik etmemiş ve bilgece bakmıştır o ovaya. Dünyaya…

Mardin’in tarihiyle, kalesinin nasıl kurulduğuyla, mimarisinin hangi temellere dayandığıyla ilgili birçok kaynak mevcut literatürde. Devletler, Nusaybin Okulu, kiliseler, manastırlar, Artuklular, camiler, çeşmeler, medreseler, Süryaniler, Keldaniler, Asuriler, Yezidiler, Müslümanlar, Türkler, Araplar, Kürtler, Türkmenler, Çeçenler… Toprağının verimi; kiraz, zeytin, bıttım, üzüm, incir, buğday, arpa, mısır… Mardin’e has meslekler; dövmecilik, kilise perdeciliği, Mezopotamya kuruyemişlerinin üretimi… Mardin’e has “taşıtlar”; merkepler…

DSC00837-1

Mardin, bir beşik olmaktan çok, sözlükte hoşgörünün karşılığı olan bir “kervansaray”dır adeta. Misafirsiz evi taziye evine benzeten bir gelenekten gelir. Yemekte sadece ev halkı olduğunda, evin büyüğünün hakiki bir kederle şu soruyu sorduğu yerdir: “Ne kusur ettik de yemekte bir başımıza kaldık?” Gündelik dile yerleşmiş o tabirin de asla yalan olmadığı bir topraktır. “Baş göz üstüne” ağırlar Mardin konuğunu. Ona konuk muamelesi yapmaz hatta. Yolcu muamelesi de yapmaz. “Ayağının tozunda başka başka topraklar var, sen hoşgeldin” der ve kapısını ardına kadar açar. Evleri ferahtır Mardin’in. “Hayat”ında ve avlusunda toprağa henüz düşmüş yağmurun o taptaze kokusu vardır. Ocakta pişen yemeğin kokusunu önce misafirine sunar. Tebessümle, sonsuz bir tebessümle sunar.

Sokaklar dardır Mardin’de. “Abbara”lar bir soluklanma yeri olurken, birçok şeyin ipucunu verir usulca. “Burası,” der “bir soluklanma yeri. Burada dinlenebilirsin, burada nefesini açabilirsin, güneşten korunabilirsin.” Abbaralar karanlık değildir, ışığı büyük bir yetenekle dahil eder içine. Gözü almaz, incitmez, rahatsız etmez. Serinliği kendinden menkuldur ve abbaralarla birbirine bağlanan sokakların üstünde evler sıralanmıştır intizamla. Bir evin penceresi ötekine bakmaz. Mahremiyeti ihlal etmemek için elinden geleni yapar. Çünkü bilir ki, evin içi ancak evin içindekileri ilgilendirir. Avluda olanlar, orada olanlar için önemli olduğu kadar önemlidir dünya için de. Kulak kabartmaz Mardin, pencereden pencereye “hu” demeyi ihmal etmez ama laf taşımaz. Taş çünkü, laf dinlemez, söz anlamaz dünyanın birçok yerinde. Ama Mardin, o taşa sözünü geçirmiştir. Onu incitmeden, ona hürmet ederek, usulca. Kendine benzetmiştir. Vakur, sakin, gürültüsüz ve kadim.

babilserdivan

Diller birbirine karışır Mardin çarşılarında. Orası Babil’in “anlaşılır” halidir. Kalbimizin doğusunda bir dil sezgisidir Mardin. Divanlarında hikmetli sözlerin edildiği, bakırın hiç durmadan altına dönüştüğü, şekerin bala dönüştüğü bir yerdir. Divanlarına sırt verdiğiniz yerden başlar Mezopotamya. O iki nehrin arasındaki verimli düzlük. Nice hikâyeler taşımıştır sırtında. Terkisinde binyılların görgüsü. Taşında saklı olan şiir. Şiirin derûni ahengi. Ahengin durmaksızın terennüm edişi. Su kenarında mavi göklere yazılmış bir şarkı. Hiç bitmeyecekmiş gibi duran bir mavi gök.

Mardin’in sokakları dar, gönlü geniştir. Misafirin tedirginliğini gören ev sahibi merakla sorar. “Hayırdır, neden huzursuzsunuz? Bir kusur mu ettik?”

Misafir, mahcubiyetle “Hepimizin kalacağı yer var mı? Sizi rahatsız ettik,” der.

Evin sahibi gözünü Mezopotamya’ya çevirir ve ağzında bal çiğnermiş gibi söyler “Yer, gönüller için dardır. Burada hep yer bulunur. Siz yeter ki gelin.”

Mezopotamya’nın Mardin’i sizi bekliyor. Çağırırken bağırmıyor, feryat etmiyor. Ama ona imdat ederseniz, sizi asla cevapsız bırakmaz.

İlhamdır Mardin. O kadar çok şeye ilhamdır ki.

Şimdi de başka bir malzemenin ilhamıdır. Ahşabın mesela. Mesela Koleksiyon’un. Bu çağrıya da kulak kabartın. Mardin, serinliğine davet ediyor sizi. Bu defa Koleksiyon’un yeni ev mobilyaları aracılığıyla…

PB220495-1

Pin It

BU MAKALELER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR