“İki çay söylemiştik orda biri açık”

Koleksiyon Blogger

image

Bu memleketin şiirinin doruklarından biri sayılan Cemal Süreya, 1988’de 15 yılın ardından iki kitapla birlikte çıkar okuyucunun karşısına. Bunlardan biri Sıcak Nal, ötekisi Güz Bitigi’dir. Sonradan Sevda Sözleri ismiyle toplanacak bütün şiirlerini okuduğumuzda, “keşke yalnız bunun için sevseydim seni” ile biten 20 şiir görürüz. Bu 20 şiirin Türk şiirine ve düşünce dünyasına yaptığı katkılar bir kenara, başlığa çektiğimiz dize gündelik hayatımıza kadar sızmıştır. Bazı zamanlar, biz bu şiirden önce mi böyle düşünüyorduk, yoksa şiir mi müdahale etti üslubumuza diye düşünürken buluruz kendimizi. Cemal Süreya, “iki çay söylemiştik orda biri açık/ keşke yalnız bunun için sevseydim seni” derken, bizim iki çay isterken aklımızdan geçene müdahale etmiştir artık. Çok da iyi etmiştir. “Çay”ın hayatımızdaki büyük cismi, buradan görünür. Aynı Cemal Süreya, günlüğünde bir “çay tarifi” verir. İstanbul’un belli yerlerinden aldığı çayları, kendi bildiği usul ile kaynatır ve harika bir karışım elde eder. O zamanlar adı Cihan Seraskeri olan, sonradan Cemal Süreya Sokak adını alacak Kadıköy Moda’daki evinde, bu çayı şaşmaz bir ritüel olarak kaynatır ve konuklarına ikram etmekten geri durmaz. Cemal Süreya’dan yaşça büyük, yine Türk şiirinin doruklarından biri olan “inceliklerin şairi” Behçet Necatigil de mümkünse çayhanelerde, kıraathanelerde yazmaya ve notlar tutmaya alışkındır. Mektuplarından, aktarılanlardan, metinlerinden biliriz ki çayhaneler, çay ocakları, çay bahçeleri Necatigil için vazgeçilmez yerlerdir. Orada adeta kendini bulur ve yeni bir düşünme kanalı açar zihninde. Türk edebiyatı, bir bakıma çay parantezine alınmaya çok müsait bir edebiyattır. Şairler, romancılar, öykücüler, denemeciler çaydan sık sık söz eder, eserlerinde bahis konusu yapar. Necatigil, “Kuru Çay”a şiir yazarken Orhan Veli, “Çayın rengi ne güzel/ Sabah sabah,/ Açık havada!” der. Cevat Çapan  “çay içiyoruz/ mutlu bir sessizlik içinde.” derken, “Basit yaşayacaksın basit/ Sanki bir gün yaşamın sona erecekmiş gibi basit,/ Çay, Simit ve Peynirle.” dizelerini yazar Nâzım Hikmet. Ergin Günçe “Bence o çocuk öyle gülmemeli/ Şimdi bir kadın çay demlese” diye hevesini dile getirirken, “Bir bardak demli çay/ burukluğu gibi kalsın/ gecenin ve sabahın tadı” der Ahmet Telli. Örnekleri çoğaltmak, alıntıları çeşitlendirmek mümkün. Çay, başlı başına edebiyatın hareket noktalarından biri olmuştur demeliyiz.

Çay çalısının bilimsel ismi “Camellia sinensis”tir. Çay, çalının yapraklarının fermantasyonu, ısıtılması, kurutulması ve bazen diğer meyve veya bitkilerle karıştırılması sonucu hazırlanır. Türkiye’de çay, sadece Gürcistan sınırından başlayan ve Fatsa’ya kadar uzanan alan içerisinde yetiştirilebilmektedir. Dünyada en önde gelen çay üretici ülkeleri, Hindistan, Sri Lanka, Çin, Türkiye, Kenya, Endonezya, Malawi ve Vietnam’dır. Avrupa’da çayın ilk dilegelişi, bulunmasından binlerce yıl sonraya denk gelir. 1600’lerin başında tanışır çayla Avrupa. İlk demlik örnekleri Çin’den Avrupa’ya ulaşması da, 1600’lerin ortasında olur. Amerika’ya varışı da çok sonra gerçekleşecek ve Peter Stuyvesant beklenecektir. New York’un eski adı olan “New Amsterdam”a yerleşen Hollandalılar, Amerika’nın ilk çay tiryakileri olarak tarihe geçerler.

Tiryaki kelimesinin etimolojisinden de burada söz etmek gerekir. “Tiryak” da çay gibi, tıpta da kullanılan bir çeşit ottur. Tiryaka müptela olanlar için üretilmiş “tiryaki” kelimesi, sonradan anlam genişlemesine uğrayarak, her türlü müptelalık için kullanılır olmuştur. “Çay tiryakisi” de dahildir buna, “kitap tiryakisi” de. Türkiye’nin en büyük yayınevlerinden biri olan İletişim Yayınları’nın “Kitap okumak bir iptiladır. Müptelalara selam olsun” sloganını, bu bağlamda, “tiryakilere selam olsun” diyerek okumak da mümkündür.

Çayın “olmazsa olmaz” elemanları da vardır. Alıntılanan Nâzım Hikmet dizelerinde geçtiği üzere bu, “simit” ve “peynir” de olabilir. Çayhanelerin ürettiği sosyoloji gereği, sigara gibi tiryakilikler de olabilir. Bu yan elemanların, tarih boyunca ne gibi değişiklikler gösterdiğini, nasıl dönüştüğünü de artık oluştuğundan rahatlıkla söz edebileceğimiz “çay literatürü”nden takip etmek mümkün.

“Çay literatürü” derken neyi kastediyoruz? Son yıllarda hem bilimsel, hem de güncel birçok çay kitabı yayımlandı Türkiye’de. Bunlardan bazıları çayın bu coğrafyadaki dönüşümüne işaret ediyordu, bazıları ise çayın yarattığı sosyoloji ve muhabbet ortamıyla ilgileniyordu. Bazıları ise, çay ve çayhaneler etrafında gelişen gündelik durumdan hareketle, kent üzerine düşünmeyi tercih ediyordu. Tıbbi olarak çayın faydalarından söz eden metinlerden söz etmek de gerekir. İlk elden sayılması gereken kitaplar ise şunlardır: Çay Kitabı, Mustafa Duman (Kitabevi Yayınları); Bin Yılın Çayı, Kemalettin Kuzucu (Kapı Yayınları); Ehlikeyfin Kitabı, Hazırlayan: Fatih Tığlı (Kitabevi Yayınları); Çay Bir Mucizedir, Osman Müftüoğlu (Altın Kitaplar); Çay Kitabı, Okakura Kazuko (Anahtar Kitaplar Yayınevi).

Ve çayın içimi. Bardakların hayatımızdaki rolü. Çay bardaklarından hatırladığımız zamanlar. Çay, hayatımıza bunca etki etmişken, onu alelade bardaklardan içmek ona haksızlık etmek değil midir? Sıcaklığıyla, kendisiyle, içimiyle, yapımıyla bu kadar uğraşmışken, onu servis etmenin şıklığının üzerinde ne kadar durulsa az değil midir?

İşte Koleksiyon’un çay bardaklarının, bu “kıraat etme” ve “kıraathane” kültürüyle yoğun bir alakası var. Bütün bu kültür birikimiyle, bütün bu şiirler ve kitaplarla. “Dört çay yap! İkisi yandan çarklı olsun!” ile “iki çay söylemiştik orda biri açık” arasında bir kültür nesnesi.

Çay üzerine düşünmeyi seviyoruz.

Dervish Gezgin, Tasarım: Faruk Malhan

Pin It

BU MAKALELER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR