Görebilene görünen…

Can Taşkent

Ünlü mimar Jean Michel Wilmotte’un Koleksiyon için hazırladığı yeni ürün grubu Anatole, ana renkler kullanılarak farklı oranlarda düzenlenmiş temel geometrik formlar üzerine kurgulanmış. Bu sayede farklı kullanıcılar için esnek çözümler getiren bu modüler sistemlerin tasarım yaklaşımı Modernizmin köklü geçmişine dayanıyor.

Tasarım ve sanat dünyasının geçirdiği bu radikal yeniliklerle dolu dönemi hafızalarda tazelemek için iyi bir fırsat…

 

Yeni Çağın Sanatı

19. yüzyıl boyunca kademeli olarak gerçekleşen endüstri devrimi sosyal ve ekonomik alanlarda büyük dönüşümlere yol açmıştır. Yeni malzemeler, fabrikasyon seri üretim yöntemleri keşfedilmiş, buna bağlı olarak köyden kente göç artmış, soylu sınıfı gözden düşerken bu gelişmelerden nasibini alan küçük patronlar zenginleşmiştir. Toplu ulaşım ve iletişim teknolojilerinin ilerlemesi ve yaygınlaşmasıyla beraber ürün ve hizmet talebi de artmış, turizmin başlaması ile artık ürünler kadar insanlar da yer değiştirir olmuş, toplumların görgü ve algı seviyeleri gitgide globalleşmiştir.

20. yüzyıla doğru bütün bu dönüşümlere paralel olarak yeni iş kolları ve yeni yapı tipolojileri ortaya çıkarken, dijital devrimin de temelleri atılmaya başlamıştır. Tasarımcılar, mimarlar ve sanatçılar bu baş döndürücü gelişmelerle olduğu kadar, gittikçe öngörülmesi zorlaşan bir gelecekle de baş etmek durumunda kalmıştır. Mimar Heinrich Hübsch’ün “şimdi hangi stilde inşa etmemiz gerekiyor?” sorusu tasarım dünyasının içine düştüğü bu beklenmedik belirsizlik haline işaret eder.

Yeni zenginler kendilerini yeni soylular olarak görmekte ve mümkünse saray gibi evlerde yaşamak istemekteydiler. Onların imdadına antik konuları ve formları ele alan eklektisist ve yeniden canlandırmacı tasarımcılar ve sanatçılar yetişmiştir.

Bir yandan da güzel sanatlar camiasının içinde bulunduğu bu tutucu yaklaşıma tepki olarak doğan, çiçeksi formları ve bezemeleriyle ifade bulan Art Nouveau, yeni çağın sanat akımı olarak tanıtılmaktaydı.

Çok geçmeden aynı iddiayı taşıyan diğer sanat akımları da onun peşinden gelmiştir.

20. yüzyılın ilk yarısında sanatçıların ve tasarımcıların yeni toplumsal, bilimsel ve teknolojik gelişmelerine uygun yeni düşünce yapısı ve ifade biçimi arayışlarının sonucu olarak ortaya çıkan entellektüel akımlar genel olarak Modernizm adı altında değerlendirilir.

 

Rus Avant Garde’ı

Rusya’da monarşik yönetimden Sovyetler Birliği’ne geçilen dönemde entelektüeller ve sanatçılar Rus Avant Garde’ı olarak bilinen özgür ve yaratıcı bir döneme girdiler. Bu dönemde yeni Rusya’yı inşa etme yolunda sade, fonksiyonel ve seri üretime uygun bir tasarım dili benimsenmiştir.

Ressam Kazimir Malevich başlattığı Süprematizm konsepti ile geometrik soyutlama sanatının ilk uygulayıcılarından biri olmuştur.

 

Suprematist Painting, Kazimir Malevich, 1916, Tate London

 

Bauhaus Ekolü

Mimar Walter Gropius, Almanya’da ileride tasarım dünyası için köklü bir ekol haline gelecek olan Bauhaus Okulu kurdu. Bauhaus, Rus Avant Garde hareketinin açık etkisiyle yeni çağın ihtiyaçlarına cevap vereceğine inanılan süsten arınma, sadelik, malzemenin “dürüst” kullanımı (brütalizm), fonksiyonalizm, açık plan, esneklik, seri üretime uygunluk ve ekonomiklik prensiplerini esas almıştır.  Okulun eğitim yaklaşımına “sanatın bütünlüğü” (gesamtkunstwerk) fikri hakimdi, buna göre çağdaş mimarlık, ürün tasarımı ve sanat dalları çeşitliliğin verdiği uyumlu bir bütünlük içinde bulunmalıydı. Bu yüzden sanat ve zanaat dalları birlikte ele alınmıştır. Bauhaus’un ileri gelen tasarımcıları arasında bezemeyi “suç” ilan eden Adolf Loos, gemilerin, uçakların ve otomobillerin estetiğine hayranlık duyan Le Corbusier ve “az”ın “daha fazla” olduğunu iddia eden Mies v.d Rohe gibi mimarlar vardı.

Bauhaus “ekolü” tasarım ve sanat dallarında günümüzde hala geçerliliğini koruyan modernist yaklaşımların gelişiminde önemli rol oynamıştır.

Okulun temel tasarım derslerini yürüten ressam Johannes Itten daire, kare ve üçgen gibi temel geometrik şekillerin algılaması en kolay elemanlar olduğunu ve doğadaki tüm formların aslında bunlardan oluştuğunu söylemiştir. Itten rengin de formdan ayrılamayacağını ve aynı şekilde doğadaki bütün renklerin de ana renklerden oluştuğunu belirtmiştir. Sözü geçen şekiller ve renkler kendi ifadesiyle “görebilene görünür, göremeyene görünmez”dir.

 

Der Bachsänger (Helge Lindberg), Johannes Itten, 1916

 

Temel geometrik şekiller ve ana renkler, resim alanında olduğu kadar mimarlık ve diğer tasarım dallarında da basitlik, esneklik, sadelik, modülerlik özellikleri sayesinde sözü geçen modernist prensiplerle örtüşür.

 

DeStijl Akımı

Aynı dönemde ressam-edebiyatçı-mimar Theo Van Doesburg, ressam Piet Mondrian ve mimar Gerrit Rietveld’in başı çektiği bir grup Hollandalı sanatçı De Stijl akımını başlatmıştır.  Yine Rus Avant Garde hareketinden büyük ilham alan bu akım endüstriyel üretime uygun evrensel bir dil geliştirmeye, sanat, mimarlık ve diğer tasarım alanlarına fiziksel ve düşünsel bir bütünsellik getirmeyi hedeflemiştir. De Stijl’in karakteristik dili temel geometrik çizgilerden oluşan soyut kompozisyonlardır. Kullanılan renkler ise beyaz, siyah, gri ve üç temel renk olan kırmızı, mavi ve sarı ile sınırlandırılmıştır.

 

Composition with Red, Blue, and Yellow, Piet Mondrian, 1930, Kunsthaus Zürich

 

Composition with Yellow, Blue and Red, Piet Mondrian, 1937-1942, Tate London

 

DeStijl akımı Theo Van Doesburg’un Bauhaus yakınlarındaki stüdyosunda ders vermeye başlamasıyla okulun sanatçılarını ve tasarımcılarını da etkisi altına almıştır.

 

Eskiz, Theo van Doesburg and Cornelis van Eesteren, 1924

 

Mimar Gerrit Rietveld’in ünlü koltuğu Red and Blue Chair de aynı Mondrian’ın tabloları gibi DeStijl’in temel prensiplerini açıkça yansıtır. Koltuk Grophius’un daveti ile Bauhaus’ta sergilenmiş ve tasarımcılar arasında büyük yankı yapmıştır.

 

Red and Blue Chair, Gerrit Rietveld, 1918–1923, MoMA

 

Rietveld, Schröder Evi projesinde işverenin de tamamen aynı anlayışta olması sayesinde DeStijl ilkelerini özgürce uygulayabilmiştir. Schröder Evi’nin iç mekan organizasyonu ve cephe kurgusu esnek yapılarıyla gün içinde değişen kullanım ihtiyaçlarına başarıyla cevap verebilmektedir. Yapının mimarisi, iç mekan kurgusu, mobilya ve aksesuarları aynı dili konuşur, bütün bu özellikleriyle örnek bir modernist yapıdır.

 

Rietveld Schröder Evi, Gerrit Rietveld, 1925, Utrecht (Fotoğraf: The Centraal Museum)

 

Rietveld Schröder Evi, iç mekan (Fotoğraf: Meinke Simon Thomas)

 

Modernizmin Yansımaları

1930’lu yıllarda Bauhaus okulu Nazilerin baskısı sonucu kapatıldı. Aynı dönemde Stalin rejimi Kazimir Malevich’in soyut sanatla ilgilenmesini yasakladı. Yine aynı zamanda Theo van Doesburg’un ölümü ile De Stijl akımı da liderini kaybetti ve böylece güçten düştü.

Ne var ki bütün bu modernist hareketlerin düşünsel anlamda geçerliliği günümüze dek sürmüştür. Bu döneme ait eserler ve fikirler halen sanatçılara, tasarımcılara yol göstermeye devam etmektedir.

Piet Mondrian’ın ortogonal bir ızgaraya oturan, mavi kırmızı ve sarı renklerde dikdörtgen formlardan oluşan tabloları tasarımcılar arasında özellikle popüler olmuş, çok sayıda mimari esere ve ürün tasarımına ilham vermiştir.

 

Eames Evi, Charles and Ray Eames, 1949, Los Angeles (Fotoğraf: Eames Foundation)

 

Yves Saint Laurent, ‘Mondrian’ Koleksiyonu, 1965

 

Nike, ‘Mondrian’ Ayakkabısı, 1998

 

Koleksiyon Tarabya Cam Tavan Grafik Uygulaması, Can Taşkent, 2009, İstanbul (Fotoğraf: Tunç Suerdaş)

 

Rumyantsevo Metro Station, 2016, Moskova (Fotoğraf: Wikimedia Commons)

Citydressing Campaign / Mondriaan to Dutch Design, Studio VZ, 2017, The Haque (Fotoğraf: Studio VZ)

 

Anatole Koleksiyonu

Koleksiyon ile çalışmaya başlayan Jean Michel Wilmotte Fransa tarihinde sadece 3 mimara verilmiş olan Academician ünvanını taşıyor. Kurucusu olduğu mimarlık şirketi Wilmotte & Associates’in Paris, Nice, Londra ve Venedik’te yerleşik ofisleri üzerinden 20’den fazla ülkede içmimari, mimari ve şehir planlaması alanlarında çeşitli ölçeklerde yüzlerce proje yürütülüyor.

Wilmotte’un Koleksiyon için tasarladığı yeni ürün grubuna geçmişin, bugünün ve geleceğin bir arada yaşandığı Anadolu topraklarından esinle Anatole adı verildi. Ürünlerin lansmanı, 11 Ekim 2018 tarihinde Paris’te, Wilmotte & Associates tarafından çağdaş bir girişimcilik merkezine dönüştürülmüş eski bir istasyon binası olan Station F’de yapıldı.

 

Koleksiyon Wilmotte Sergisi, Station F – Paris, 2018 (Fotoğraf: Maya Vidon White )

 

Jean Michel Wilmotte ve Koray Malhan, 2018 (Foto: Maya Vidon White )

 

Anatole koleksiyonu De Stijl akımına açıkça selam durmakla birlikte, geometrik formların yalnızca dekoratif değil, aslen fonksiyonel özellikleri ile kullanılması nedeniyle son derece modernisttir.

Ürünler esneklik, kişiselleştirilebilirlik, adapte edilebilirlik, genişletilebilirlik, seri üretime uygunluk ve ekonomiklik gibi geçmişteki modern çağın olduğu kadar günümüzün ve geleceğin gereksinimlerine de cevap verebilmektedir.

 

 

Anatole Sofa & Anatole Cabin Seat, Jean Michel Wilmotte, 2018,  Koleksiyon Mobilya (Fotoğraf: Ayça Kobanbay)

 

Anatole Desk, Jean Michel Wilmotte, 2018, Koleksiyon Mobilya (Fotoğraf: Ayça Kobanbay)

 

Anatole Suspension Lamps, Jean Michel Wilmotte, 2018, Koleksiyon Mobilya

 

Anatole Desk, Jean Michel Wilmotte, 2018, Koleksiyon Mobilya (Fotoğraf: Ayça Kobanbay)

 

 

Kaynaklar

Karabaş-Güdür. (2016). Neo Plastisizm Akımı Kapsamında De Stijl Hareketi ve Piet Mondrian.

Rietveld Schröder House. https://www.rietveldschroderhuis.nl/en a

Tanju, B. (2016). Hollanda’da Tasarım – De Stijl’i Nasıl Bilirsiniz? https://manifold.press/de-stijl-i-nasil-bilirsiniz adresinden alındı

Tietz, J. (1998). Geschichte der Architektur Des 20. Jahrhunderts.

Whitford, F. (2006). Bauhaus. Thames & Hudson.

Rus Avangardı, Sanat ve Tasarımla Geleceği Düşlemek sergisi, Sakıp Sabancı Müzesi İstanbul (2018)

Pin It

BU MAKALELER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR