Cem Sorguç: “Mimarlığın tek başına yapılan bir iş olduğuna hiçbir zaman inanmadım.”

Koleksiyon Blogger

CM MIMARLIK/SERGI

Koleksiyon ve İstanbul Serbest Mimarlar Derneği’nin (İstanbul SMD) uzun soluklu ortak çalışması “Koleksiyon / İstanbul SMD Mimarları Ağırlıyor” projesi CM Mimarlık’ın konuk olacağı dokuzuncu sergi ile devam ediyor.

27 Şubat 2013 Çarşamba günü Koleksiyon Büyükdere Merkez Kampüsü’ndeki Koleksiyon Galeri’de açılışı yapılan sergi, CM Mimarlık’ın çalışmalarını mimarlık ve tasarım meraklılarıyla buluşturuyor.

Cem Sorguç’la sergi üzerine konuştuk ama araya başka detaylar da girdi tabii ki.

Mardin doğumlusunuz. Mardin’in etkileyici bir mimarisi olduğu da malum. Ailenizin işlerin ötürü çok yaşamadığınızı biliyoruz ama ne kadar yaşadınız orada? Hayatınıza ve akabinde iş hayatınıza ne kadar müdahale etti Mardin?

Sadece suyunu içtim, gözlerimi dolunayına açtım, ilk nefesimi havasından aldım. Bunların hayatıma müdahale ettiğini düşünegeliyorum. O kadar.

Müzikle hususi bir ilişkiniz olduğunu biliyoruz. Hem dergi yazarlığı, hem radyoculuk. Müziğin “inşa”ya nasıl bir faydası var? Müzik hayatınızın baş köşesinde duruyor mu mesela?

Müziğin “inşa”yı projelendirme, var etme sürecine bir faydası olduğunu düşünüyorum. En azından benim için böyle. Herkesin de müzikten, ne yaparsa yapsın, bir fayda çıkarmasını temenni ediyorum. Müzik çoğu zaman hayatımın baş köşesinde mi, evet. Bazı zamanlar ise ben onun baş köşesindeyim. Kendini bana seçtirmek için etrafımda dolanıp duruyor.

Mimarlığın tek başına yapılan bir iş olduğuna hiçbir zaman inanmadım. Sadece mimarlık özelinde değil, yoktan var edilen tüm işlerde bir beslenme kaynağına ihtiyaç var. İlişkilerin de beslenme kaynağına ihtiyacı var, müziğin de, resmin de, mimarlığın da… Amaç elbette ki kendinize bir kaynak yaratmak değil.

Mardinli olan Murathan Mungan’ın evini tasarladınız, başka bir Mardinli Naim Dilmener’le de “müzik üzerine konuşmak” bağlamında benzerliğiniz var. Cem Sorguç’un şiirle, edebiyatla ilişkisi nasıldır? Olmazsa olmaz metinleri nelerdir?

Müzik, şiir, edebiyat ve mimarlık pek de birbirine uzak alanlar değil. Ama zaman içerisinde şiir ile arama bir mesafe girdi, maalesef. Ama özlenen eski dost misali arada buluştuğumuz oluyor. Şiir mimarlık gibi benzer ortaya koyma süreçlerine ve sıkıntılarına sahip diye düşünüyorum. Olmazsa olmaz metinler var mıdır acaba? Ama ilk elden aklıma gelen olarak Lautréamont’un Maldoror’un Şarkıları, Ece Ayhan şiirleri, Murathan Mungan ve Bilge Karasu külliyatı, Charles Howard Hinton, Cioran, Greil Markus –ki özelikle Ruj Lekesi, Turgut Uyar, Tanpınar, Sait Faik, Ted Hughes diye gidebilir. Yakın zamanlardan ise Murat Uyurkulak ve Şule Gürbüz düşkünlüğüm var.

Koleksiyon’da “CM Mimarlık” ağırlanıyor bir süredir, sergi kapsamında. Sergi Nisan 19’a kadar açık kalacak. Bu sergi için neler söylemek istersiniz?

Buyrun görün. Çok değil yaklaşık 7 yıllık bir retrospektif. Dolayısıyla geçmişe dönük olarak ofisin, sizin var olan tarihinizle de bir nevi yüzleşmenizdir.

Bundan sonra neler yapmayı düşünüyorsunuz? Heyecan verici işleriniz hangi minvalde devam edecek?

Ortaya koymasının bana heyecan verdiğini söyleyebileceğim yapageldiğim işlere devam etmek mümkünse.

CM MIMARLIK/SERGI

Pin It

BU MAKALELER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR