Bir ‘Moda Sanatçısının’ Tasarım Evreni: Hüseyin Çağlayan 1994-2010

Şölen Kipöz

Hüseyin Çağlayan 1994-2010

Hüseyin Çağlayan sergisinin bir kaç nedenle önemi büyük: Öncelikle sergiyi gezen herkesin ismen bildiği ve merak duyduğu bu tasarımcının tasarım evrenine, işlerin anlatıları sayesinde girilebilmiş olmasından. İkinci olarak moda tasarımının ve kıyafetin anlaşılması gereken ve üzerinde düşünülüp konuşulması gereken bir olgu olduğunu göstermesinden. Ve son olarak da moda ve kıyafet tasarımının, iletişiminin ve temsiliyetinin aşılan sınırlarına ve günümüzde geldiği boyuta ilişkin bir öngörü niteliği taşımasından.

Şölen Kipöz yazıyor:

Geçtiğimiz yıl sonbaharda , moda haftalarının mevsiminde Londra’da Dover Street Market’ te dolaşıyorum. Burası modern klasik ve şaşırtıcı tasarımcıların seçmece kıyafetlerinin güncel kütüphanesi. Azadine Alaia’nın yanında çılgın Commes de Garçons kıyafetlerine rastladığınız bir yer. Dolaşırken raflardan birinde gözüm bir kıyafete takıldı. Ben de biraz modern klasikçi olduğum için o kadar ilginç kıyafetin arasındaki bu elbise beni mütevazı sessizliği ile büyüledi. Siyah ipekten çalışılmış dize kadar uzun kollu, etekleri diz boyunda, kayık yaka bu kıyafet, düz kesimini yer yer –bel hizasında, yaka oyuğunda ve penslerde- çapraz kesiklerle hareketlendiriyordu. Yalnızca yakasında bir fısıltı gibi duran siyah-beyaz desenli ipek kumaş , elbisenin modernist klasik kesimini ve zamansız düzenini bozuyor , bir aykırılık yaratıyordu. Tereddütsüz üzerime geçirmek istediğim bu elbisenin yakasında gördüğüm “hussein caglayan” etiketi her ne kadar gözümde bir parıltıya ve dudağımda bir gülümsemeye neden olsa da, diğer taraftan beklenmedik bir şeyle karşılaşmışcasına şaşırttı.  Tasarımlarındaki felsefi boyuta ve kavramsallığına merak ve hayranlık duyduğum bu adam “demek bu kadar klasik ve kusursuz kıyafetler yapabiliyor” diye geçirdim içimden.

Yaklaşık son beş yıldır üzerinde kafa yorduğum, hakkında naçizane bilimsel yorumlarda bulunduğum Hüseyin Çağlayan’ın İstanbul Modern’deki sergisi işte tam bu nedenle, kıyafetlerin haptik duyularımızı harekete geçiren,  fiziksel, materyal ve görsel varsıllıkları nedeniyle daha çok ilgimi çekti. Onun kavramsal ve fikirlerle örülü katmansal dünyasında, insan bedeni merkezli tasarımlarındaki varoluş, yalnızca disiplinler arası yapıya sahip olan tasarım nesnelerinde değil, aynı zamanda kıyafet tasarımlarının işlevli olmasını sağlayan incelikle hesaplanmış kesimleri ve titizlikle üretilmiş terziliğinde de belirgin. Bununla birlikte Çağlayan, içinde yer aldığı küresel ekonominin moda sisteminde kendisini her ne kadar bir “moda sanatçısı”  olarak tanımlasa da, çalışma pratiğinden dolayı bir tasarımcı, zanaatkar, sanatçı ya da üreticiden çok, bir sistem tasarımcısı veya bir proje yöneticisi olarak görülmelidir.

İlk retrospektif sergisini Hollanda’da Groningen müzesinde açan Çağlayan bu sergi ve kataloğu ile yalnızca tasarım dünyasındaki 10. yılını belgelememiş, aynı zamanda moda yazınına önemli bir katkı sağlamıştır. 15. yılını İstanbul’da belgelemeye karar veren Çağlayan , önceleri bu kentte daha çok video enstalasyonlarını ve görsel sunumlarını gördüğümüz Galerist ve Proje 4L gibi mekanlarda Türk ve İstanbullu sanat izleyicileri ile buluşmuştu. Çağlayan’ın İstanbul’da açtığı bu sergi ise kıyafetler, defile filmleri ve enstalasyonlarla, daha çok bir moda tasarımcısının  temsiliyeti niteliğinde. Serginin zamanlaması ve mekan seçimi, İstanbul’un bir moda ve tasarım merkezine dönüşme sürecindeki kurumsallaşma ve takvim oluşturma kaygısı ile bağlantılı. Tabii aynı mekanda ve aynı zamanda Dice Kayek sergisinin yer alması da bu takvimin bir parçası.

Sayfalar: | 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | Sonraki »
Pin It

BU MAKALELER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR